CAM TAVANA NOKTA ATIŞI

Kadınlar iş hayatında hızla ilerleseler de hem maaş eşitliği, hem de üst düzey pozisyonlara yükselebilmeleri açısından erkeklerle aralarındaki mesafe hâlâ kapanmış değil. Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerin sadece %4.8’inin CEO’su kadın. Siyasette bu oran daha da düşüyor. Arnold Ludwig’in son yüzyılın 1941 liderini incelediği ve Dağın Kıralı isimli kitapta yayınladığı çok kapsamlı araştırmaya göre; kadın Başkan sayısı sadece 27. Oran olarak %1.4’e denk geliyor ve yarısını da iktidarı ailesinden devralanlar oluşturuyor.

Oysa kadın yöneticilerin liderlik becerilerini geliştirdiği ve ilişki yönetiminde de erkeklere göre daha başarılı olduğu düşünülüyor. Çocuk ve aile sorumlulukları kadınların iş hayatını sürdürmesinde önemli bir engel teşkil etmeye devam etse de; işe devam edebilenlerin özel ve iş hayatları arasında denge kurmayı başarabildiğini de görüyoruz. Ancak bazı varsayımlar kadınların yükselmesini engellemeye ve cam tavan sendromunu hayatlarının bir parçası olmasına yol açıyor. Kadınların risk alma ve zor kararları verebilme konularında güven oluşturamadığından dolayı tepe pozisyonlarda ağırlıklı olarak erkeklerin tercih edildiği belirtiliyor. Liderlerden ‘‘ben bu gemiyi en fırtınalı havada bile limana vardırırım” mesajını güçlü bir şekilde vermeleri bekleniyor.

Kadınlar, iş hayatında isteklerini ifade etmekte erkekler kadar başarılı değil. Hak ettikleri daha iyi bir pozisyonun kendilerine teklif edilmesini, başarılarının görülmesini, dertlerinin anlaşılmasını bekleyebiliyorlar. Kendilerinden yüzde yüz emin olmadıkça, zorlukları ve riski olan bir işe talip olamıyor, atak davranmadıklarından dolayı fırsatları kaçırabiliyorlar. Kolay değil, yıllardır kendilerine biçilmiş kadın rollerinin dışına çıkabilmek ve kendi gerçek sesini bulabilmek. Bazen de erkeklerin dünyasına uyum göstermek ve en az onlar kadar iddialı olabilmek için saldırgan bir tutum geliştirebiliyorlar. Yumruğunu masaya vuran, erkek gibi olan bu yönetici profili de, aslında günümüzün beklentilerini karşılamıyor. Özellikle de yeni nesil bu tarz bir yönetime gelemiyor.

Özetle kadınların kariyer basamaklarını tırmanırken, ne tamamen erilleşmesi, ne de çekingen ve pasif davranması işe yaramıyor. Analitik zekanın hakim olduğu iş dünyası duygulara kapı aralamaya başlamış, sağ beynin özelliklerini liderlerde en çok aranılan özellikler arasına katmışken; kadınların da erkek gibi olmaları artık gerekmiyor. Empati, yaratıcılık, sezgi gibi sağ beynin olumlu özelliklerinden faydalanırken, duyguları yönetmeyi öğrenerek, aynı zamanda adil ve objektif davranılabilir. Risk alabildiğini, doğru kararlar verebildiğini ve büyük resmi görebildiğini gösteren kadınların yükselmelerinde, CEO veya Başkan olmalarında hiç bir engel yok. Cam tavanın olmadığını, kendi sınırlarımızı kendimizin çizdiğini biliyoruz. Kendimize inandığımızda, dünya da inanacak!

Arzu Pınar Demirel